BRÜKSEL’DE BİR GÖNÜL ADAMI RAHMAN ÇOLAK

Küçük yaşlarda Ankara’da dayısının yanında öğrendiği yorgancılık zanaatını bugün Hobi olarak yaşatmaya gayret eden Rahman Çolak’ın Maçka’dan Brüksel’e uzanan hayat hikayesini bu röportaj’da bulacaksınız.

02 Ocak 2019 Çarşamba 00:29 < RÖPORTAJ
üniversal mobilya
1960'lı yılların başında Avrupa’ya işçi olarak gelip, üç beş kuruş kazanıp, kısa bir süre sonra geri dönmeyi planlayan insanlarımız, gelişen ve değişen şartlar karşısında malasef geriye dönemedi. Buralarda artık kök salarak kalıcı oldu. Küçük yaşlarda Ankara’da dayısının yanında öğrendiği yorgancılık zanaatını bugün Hobi olarak yaşatmaya gayret eden Rahman Çolak’ın Maçka’dan Brüksel’e uzanan hayat hikayesini bu röportaj’da bulacaksınız.
Rahman bey, öncelikle sizi tanıyabilirmiyiz?
Rahman Çolak Kimdir?
Rahman Çolak , 1958 yılında Trabzon'nun Maçka ilçesinin Tosunlu köyünde dünyaya geldi. Evli 5 çocuk ve 11 torun sahibidir.
Köyümüzde ilkokul olmadığı için ilkokulu köyümüzün karşısındaki köyde bitirdim. O zamanın şartlarında yol ve köprü olmadığı için okula gitmek için sarp arazilerdeki iki,üç dereyi geçiyorduk.
6 yaşımda okula başladığımda okuma yazmayı biliyordum. Öğretmenimiz doğal olarak ilk zamanlarda alfabeyi öğretiyordu, ancak ben sınıf duvarında asılı fişleri, Malazgirt zaferini, İstanbul'un 1453'te Fatih Sultan Mehmet tarafından feth edilişini falan okuyordum. Sırf bu yüzden okulun ilk gününde öğretmenimden 'sen çok biliyorsun' diye dayak bile yedim.
1964 yılında Belçika'ya işçi olarak giden babam Osman Hoca, Annem ve kardeşlerimi 1969 yılında yanına aldırırken; beni  ilkokulu bitirdikten sonra Ankara'ya dayımın yanında bıraktı. Dayım Ankara'da genç kızların çeyizlerini iğne iplikle nakış gibi süsleyerek işledikleri yorgancılık mesleğini yapıyordu. Dayımın yanında dört yıl boyunca Hayatı, Esnaflığı, İnsan ilişkilerini ve tabiki çırağı olarak yorgancılık zanaatını öğrendim. Dayım hayatım boyunda benim idolüm olmuştur.
Rahman bey, Belçika maceranız nasıl başladı?
Yorgancılık'tan İnşaat ameleliğine...
1974 yılında Türkiye'nin Kıbrıs'a düzenlediği harekat esnasında Babam benide yanına alarak Belçika'ya getirdi. Babam Osman Hoca, Belçika'nın La Louviere şehrinde yaşıyordu.
17 yaşında bıyığı yeni terleyen ince zanaat sahibi yorgancı Rahman, La Louviere şehrine gelir gelmez okula devam etmeden, çevre ve dil bilmeden kendisine uygun bir iş aramaya başladı.
Rast gele La Louviere şehrinde İnşaat işleri ile uğraşan bir müteahhit firmasına girip iş istedim. İnşaata amele olarak alındım. İğne ve iplikle yorgan işleyen parmaklar kazma ve kürek tutmaktan nasırlanmış hale geliyordu. Sonuçta el emeği göz nuru el işide helal kazançtı, kazma kürek'te alın teri helal lokmaydı. İnşaat işine girdikten bir yıl sonra evlendim, 2 de çocuğum oldu. 4 yıl boyunca inşaatın her kademesinde işçilik yaptım. Yaptığım işte en iyisi olmak için canla başla çalıştım. Sabahları duvar ören ustaların tuğla ve harçlarını hazırladıktan sonra elime malayı alıp onların yanında boza, düze duvar örmeyi öğrendim. Çalışkanlığım ve pratik zekam ile ekip şefleriminde dikkatini çekmeyi başararak duvar ustalarının yanında duvar örmeye başadım. Bu benim hayatımda önemli bir dönüm noktasıydı, işime daha bir şevk ile sarılıyor, alın terimi ve emeğimi hiç sakınmadan canla başla çalışıyordum. Burada da inşaat sektörünün tüm inceliklerini ve estetiğini öğrendikten sonra 20 ay Askerlik vazifesini yapmak için Türkiye'ye gittim. Askere giderken Belçika'dan götürdüğüm Yaschika marka renkli fotoğraf makinası ile hem kendimin hemde arkadaşlarımın fotoğralarını çekip, sılada evlat hasreti çeken asker ailelerinin özlemlerini giderirken hemde asker ocağında laz zekası ile para kazanmanında yolunu bulmuştum.
-Belçika'ya gelmeden önce el işi Yorgancılık yaptığınızı söylemiştiniz, Bu mesleğinizi Belçika'da sürdürme imkanınız oldumu?
Türkiye'den La Louviere şehrine geldiğim ilk zamanlarda çevremizdeki Türk vatandaşları Anne ve Babam dan yorgancı olduğumu öğrenip, kendilerine yorgan dikmemi istemişler. Tabiki o zamanın şartlarında herkes iplik, yün,yorgan astarı ve bezlerini kendileri getiriyorlardı. Bende gezdiğim manifaturacılardan kendime dikiş malzemeleri iğne,iplik satın aldım. Yüzük bulamadığım için galvanize borudan keserek kendim parmağıma yüzük yaptım. Hafta sonları burada yaşayan Türklere yorgan dikiyor, kendime ekstra bir kazanç sağlamaya çalışıyordum; ancak el işçiliği para etmediği için beklentilerimin altında kalıyordu. Daha sonra çevremizdeki diğer göçmen milletlerden İtalyan'lar benim yaptığım yorganlara hayran kalarak kendilerine de yorgan dikmemi istediler. İtalyanlar, bizim Türklere göre daha eli açıktı. İyi para veriyorlardı, bu beni ekonomik olarak biraz rahatlatmıştı. O zamanın parası ile bizim komşulardan bir yorgan dikimi için 5oo Belçika Frangı'nı zorla alırken; İtalyanlar Bin Belçika Frangı veriyorlardı. Her hafta sonum İtalyanlara yorgan dikmekle geçiyordu. Yorganları onların evinde diktiğim için o ailenin ne kadar akrabası varsa gelip seyrediyorlar onlarda diktiğim yorganlara hayran kalıyor, benden kendileri içinde yeni yorganlar dikmemi istiyorlardı.
Askerlik dönüşü
Gurbet'te geçici bir süre çalışıp, para biriktirip geri dönmek üzere hayaller kuran ilk gelen Türkler, gurbetin kahrının ailesinden ayrı çekilemeyeceğine kanaat getirdikten sonra  ailelerinide yanlarına aldırıp, yeni bir düzen kurmaya başladıktan sonra yetişkin evlenmiş çocukları ile birlikte aynı evde yaşıyorlardı. Rahman Çolak'ta Askerlik dönüşü eşi ve iki çocuğu ile artık kendi başına bir ev kurmanın zamanın geldiğine kanaat getirip, Anne ve Babasından ayrı bir eve taşınmaya karar verir.
İnşaatlarda yeni ve modern evler yapan Rahman Çolak, ilk gelen neslin çektiği sıkıntıları aktarırken " İlk geldiğim zamanlarda La Louviere'de tuvaletler bahçedeydi. Evlerde banyo yoktu. Belçika'da banyo kültürü yoktu, bu süreçte çok zorlular çekildi. Kaldığımız lojmanın bir odasına inşaatlardan esinlenip, su hattı  çektim, perdeli küvet yaptım. Anne ve Babamdan ayrılıp kendi evimi kurduğumda şirketin bana tahsis ettiği lojmana da aynı şekilde su tesisatı döşeyip, evin içerisine banyo,lavabo, tuvalet yaptım. Yaptığım işi komşular görüp gıpta ile bakıyorlardı. Nitekim Lojman yönetiminden iki kişi kontrol amaçlı evime geldiler. Yaptığım tesisat kusursuzdu hiç hata bulamadılar ancak; diğer lojman sakinlerinin de bunların yapılmasını kendilerinden isteyeceği için sıkıntılı şekilde evimden ayrıldılar. Sonuç olarak diğer komşularımızda evin içerisine banyo, lavabo, tuvalet isteyince mecbur kaldılar yapmaya. Bu da benim açımdan o dönemlerde bir devrimdi.
Brüksel'e taşınma
Askerlik dönüşünden kısa bir süre sonra bir Fabrikada iş bulup 1990 yılına kadar burada çalışmaya başladım. Bu arada Türkler artık Belçika'da kalıcı olarak yerleşme planları yapmaya başlamışlardı. Ben de La Louviere'de Türkler arasında ilk olarak üç katlı bir ev satın alarak, binayı yeniden tamir ve tadilat yaptırıp,buraya taşındım. Diğer katları kiraya verip, ekonomik olarak iyi bir duruma geldim.Aradan geçen zaman sürecinde çocuklar büyüyüp okula başladılar. Yeni yetişen çocukların sokaklardaki durumları beni çok endişelendiriyordu.Kendi çocuklarımın da bu durumlara düşmemesi, üniversite eğitimi alabilecekleri daha büyük bir şehre taşınma fikri günden güne beynimde yer edinmeye başlamıştı. Çocuklarımın hayatını kurtaracak, Üniversite'nin olduğu bir şehrirden ev alıp,oraya yerleşmek amacıyla iş ve evden arta kalan boş zamanlarımda önce Mons, daha sonra Namur şehirlerine giderek ön araştırmalar yaptım. Birde Başkent’e gidip, görüp, soruşturmak için en son Brüksel'e geldim. Brüksel'de Chaussée de Haecht üzerindeki Fatih Camii'ne gelip gitmeye, semtleri gezerek fikir edinmeye başladım. Brüksel'in Saint Josse semtinde gözüme kestirdiğim şimdiki oturduğum evi satın alarak buraya taşındım.
Brüksel'e ne amaçla geldiğimin bilinci ile önce çocuklarımın iyi bir geleceğe kavuşması için okullarına yerleştirdim. Babalarının öngörüsünü ve yaptığı fedekarlıkların bilincinde olan çocuklarımda okullarını bitirip hepside hayata atıldılar.
Dayınızdan öğrendiğiniz Yorgancılık zanaatı beceriniz hala sürüyormu ?
Askerlik dönüşü ve Fabrika'da işe başlamam dolayısı ile yorgancılığa vakit ayıracak zamanım olmuyordu. Pamuk ve yün kullanılarak el işçiliği ile yaptığım yorgancılık zanaatı fabrikasyon üretime yenik düşmüştü. Yorgancılığa ayırdığım zaman ve emek artık eskisi gibi hiç para etmiyordu. 1978 li yıllardan 2017 yılına kadar elime hiç iğne,iplik almadım. Aradan geçen otuz yıla yakın bir süreçte artık çocuklar büyümüş,herkes kendi hayatını kurmuştu. Benimde elim boşalmış kendime zaman ayırmaya başlamıştım. Bazen kendi kendime tekrar bir yorgan dikebilirmiyim, acaba yeteneklerimi kayıp mı ettim? diye kendi kendimi sorguluyordum. Rüyalarıma girmeye başlamıştı. Evin bir köşesinde en azından bir çocuk yorganı, bir seccade dikmek için tekrardan malzemelerimi hazır ettim. Bu arada da hanımı, torunlara küçük bir yorgan, sana bir namaz seccadesi dikeyim diye ikna ederek, tekrar iğne ve ipliği elime aldım. Benim yorgan diktiğimi çocukluklarında gören çocuklarım beni yorgan dikerken uzun süre hiç görmemişlerdi. Torunlarım, gelinlerim derken, konu komşulardan talepler gelmeye başladı. Ancak hatırını kıramayacağım, komşularıma iğne ucu, göz nuru, el emeğiyle hobi olarak yorgan dikiyorum.
 
Rahman Bey, Hayat Felsefeniz nedir?
Hayat Felsefem: Önyargım yok
Hayatımı hiç bir zaman kendi akışına doğru bırakmadım. Hep hayatımı  yeniliğe, güzelliğe açık şeklide yaşadım. Yaşadıklarımdan asla pişmanlık duymadım, İnsanlara sosyal,kültürel manada  yardım etmeyi severim.  Bugüne kadar davranışarımda kimse hakkında peşin hükümlü olmadım. Onu tanıyıp, anlayıp, dinledikten sonra hakkında fikir sahibi oldum.
 
Rahman Bey, Bildiği kadarı ile sizin İstanbul'daki evinizde bir Antika köşeniz var. Sizin Antika merakınız nereden geliyor?
Antika Meraklısı
Tek kelime ile söylemek gerekirse Eskiye olan özlem. Birazda insan geçmişi ile barışık ise zaten o kendiliğinden oluşuyor. Her şey insanın yaşadıkları ile alakalıdır. Gençliğinde kendisinde hatırası olan bir şarkı, bir plak, bir eser yıllar sonra önüne geldiğinde onu saklama ihtiyacı duyuyorsunuz. Ben çocukluğumda ustamın diktiği yorganları sahibine götürdüğümde bana bahşiş verirlerdi. O bahşişleri biriktirip, hafta sonu sinemaya giderdik. Bir gazoz, bir simit, 15 dakika film arasında  Suat Sayın, Müzeyyen Senar gibi sanatçıları dinlerdik. Bugün Pikaplarda 33 lük, 45 lik taş plaklardan dinlediğimiz sanatçılar beni o günlere götürüyor. O günleri anımsayıp, mutlu oluyorum.
 
Rahman Bey, bugün yaşamını saygın ve mütevazi kişiliği ile Brüksel'de sosyal, kültürel etkinliklere katılarak sürüdürüyor. Brüksel'deki evinde oluşturduğu Nostalji köşesinde eski pikaplarda Taş plaklardan oluşan koleksiyonlarından musiki dinlemeyi, konuklarına eliyle yaptığı kahveleri ikram etmeyi seviyor.
Röportaj/Fotoğraf:Şükrü Sağlam
 
 
 
704 defa okundu.
sılatour
Etiketlermaçka belçika yorgancılık antika taş plak
YORUM EKLE
    YORUMLAR
sıla tour
*Afyonkarahisar
DÖVİZ KURLARI
USD 5.3279     EURO 6.0542     IMKB 98455     ALTIN 219,237