MHP'nin kuruluşunun 50. yıl dönümü kutlanıyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partilerinin 50. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında açılan sergiyi gezdi. 09 Şubat 2019 Cumartesi 17:32


ADANA-(AA) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partilerinin 50. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında açılan sergiyi gezdi.

Kutlamalar kapsamında Atatürk Parkı'nda, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın ve diğer ilgililerin katılımıyla, Atatürk Anıtı'na çelenk sunuldu, saygı duruşunda bulunulup İstiklal Marşı okundu.
Devlet Bahçeli ise MHP'nin 1969'da ilk kongresini de gerçekleştirdiği Menderes Spor Salonu'nda düzenlenen 50. kuruluş yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde açılan sergiyi gezdi.

Bahçeli'den 'Alparslan Türkeş Üniversitesi' açıklaması

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Jülide Sarıeroğlu ve partisinin genel başkan yardımcıları ile yöneticilerinin katılımıyla, MHP'nin kuruluşunun 50. yıl dönümü kutlamaları kapsamında TÜYAP Adana Fuar Alanı'nda düzenlenen programa iştirak etti.
Burada konuşan Bahçeli, kutlamalara katılanlara teşekkür ederek, şöyle konuştu:
"Sayın Cumhurbaşkanı şahsımı telefonla arayarak Adana Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin ismini Alparslan Türkeş Üniversitesi olarak değiştirmeyi düşündüklerini ifade etmiştir. Partimizin 50. kuruluş yıl dönümünü kutladığımız bugünde, böylesi heyecan verici bir düşünce, MHP mensuplarını ve dava arkadaşlarımızı ziyadesiyle memnun etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın böyle bir düşünce ve tasarrufu 50. kuruluş yıl dönümümüz için müstesna ve muazzez bir armağan olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımıza hep birlikte, ayakta takdir, tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum."
Bahçeli, birlik ve kardeşliğin öneminden bahsederek şunları kaydetti:
"Allah'a şükrediyorum ki 9 Şubat 1969'dan tam 50 yıl sonra yine aynı yerdeyiz, yine aynı çizgideyiz, yine aynı iradenin izindeyiz. Dile kolay bir ülkünün peşinde 50 yıl geçti, kopan takvim yaprakları sarardı, yıllar yılları kovaladı, ömürler su gibi akıp gitti. Elden ele aktarılan, dilden dile anlatılan, gönülden gönüle akıtılan vazgeçilmez yeminle 50 yıl geride kaldı. Böyle bir şubat ayıydı, tarih yine 1969'un 9 Şubatı'ydı, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin olağanüstü kongresi Adana'da toplanmıştı. Bir karar verilecekti, bir adım atılacaktı, bir hareket başlayacaktı. Merhum Başbuğumuz 50 yıl önce bugün, Türkiye'nin şanlı geleceği için yeni bir başlangıcı, yeni bir çağı, yeni bir Ergenekon'u müjdeliyordu. Kutlu bir doğum gerçekleşiyor, kaynağını Türk-İslam ülküsünde bulmuş Türk milliyetçiliği fiile geçiyordu. 1919 Samsun'undan 50 yıl sonra yeni bir yürüyüş başlıyor, yeni bir meşale yanıyordu. Ne mutlu ki 9 Şubat 1969'da partimizin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olmuştu. Amblemlerimiz 3 hilalin mührüyle oluştu."
Devlet Bahçeli, MHP'nin 50. yıl dönümünün hayırlı olmasını temenni ederek, "Partimizin 50. yılı kutlu olsun. Niyaz ederim ki tarihi varlığımız, haklı bahtiyarlığımız ebedi olsun." diye konuştu.

'Biz 50 yıldır bu bedhahlarla mücadele ettik'

Devlet Bahçeli, vazgeçilmez yeminle 50 yıla eriştiklerini, bu geçen zamanda vatan sevgisinin kefili olduklarını söyledi.
"Beyaz Türk-zenci Türk" ayrımının maksatlı olduğunu, Türkiye'de hiç kimsenin ikinci sınıf insan şekilde tabir edilemeyeceğini vurgulayan Bahçeli, şöyle konuştu:
"Bugün de kan aynı kandır, fıtrat değişmemiş, fikir değişmemiş, fiili mücadele değişmemiş ve tıpatıp aynı noktada düğümlenmiştir. Tarihimizle kavgalı, milletimizle mesafeli, değerlerimizle arası açık sözde aydınlar, sözde siyaset mühendisleri, çürük demokrasi havarileri için elbette ne söylense beyhudedir. Onlar Türkiye’nin kuyusunu kazmakla meşgul olan köksüzlerdir. Onlar değişim çığlığı atarken aslında teslimiyet ve yabancılaşmayı kelime ve kavram oyunlarıyla öven ve temenni eden ihanet lobisidir. Biz 50 yıldır bu bedhahlarla mücadele ettik."

"Türkiye'nin bekası için bekçi olmaya hazırız"

Bahçeli, 31 Mart'ta yapılacak yerel seçimi bir beka imtihanı olarak değerlendirdiklerini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugünkü nöbet bizdedir, bugünkü nöbetçiler felaketler karşısında celadet anıtı gibi yükselen milliyetçi-ülkücü harekettir. Bu nöbete girenlere utanmadan 'bekçi' diyorlar. Akıllarınca alay edip aşağılamaya çalışıyorlar. Ancak battıkça batıyorlar, çakıldıkça un ufak oluyorlar. Bekçilik şerefli bir vazifedir. Sabırla beklemek, sebatla nöbet tutmak onurların en onurlusudur."
"Büyüklük Allah'a mahsustur, ne var ki milletse mevzu bahis, hayattan geçmeyen, ruhunu teslim etmeyen namerttir." diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
"Milli bekaysa konu, canımızın ne ederi, cananımızın ne değeri var, bin defa feda olsun. Eli titreyenin, tereddüt geçirenin billahi kanı kurusun. Bize 'saray bekçisi' diyen Kılıçdaroğlu'na gerçekten acıyorum, perişanlığına üzülüyorum. O da biliyor ki Türkiye'nin bekası için bekçi olmaya hazırız. O da görüyor ki Türk milletinin bekası için bekçilikse bize düşen seve seve yaparız. Allah'tan emperyalizmin piyonu değiliz. Allah muhafaza, terör örgütlerinin taşeronluğuna heves etmiyoruz. YPG’ye 'vatanlarını savunanlar', hendek kazan teröristlere 'arkadaş' demiyoruz. 15 Temmuz’a 'tiyatro' diyen alçalmanın muhatabı değiliz. Evet bekçiyiz, kalpleri imanla çarpan vatan bekçileriyiz. Evet bekçiyiz, vatan ve milli bekanın nöbetini, uğruna 'ha ekmek yemişiz ha kurşun' adanmışlığıyla tutuyoruz."
Kemal Kılıçdaroğlu'na, "CHP’nin mirasını yiye yiye kuşa çeviren bela mıdır, cefa mıdır, heba olmuş bir siyaset enkazı mıdır?" diyerek tepki gösteren Bahçeli, "Bu zihniyet sahipleri mazideki ihtişamdan utanan sefillerdir. Utançları daha sonra unutkanlığa dönen gafillerdir. 'Beka sorunu değil, zeka sorunu' var diyen hakikat katilleri, hilkat garibeleridir." ifadesini kullandı.

"15 Temmuz ihanetlerin en şiddetlisiydi"

Bahçeli, 15 Temmuz 2016'da dehşet verici bir gece yaşandığını anımsattı.
FETÖ iblisinin silaha davrandığını, bombayı kuşandığını, işgale teşebbüs ettiğini vurgulayan Bahçeli, şunlara işaret etti:
"Türk tarihinde yaşanan ihanetlerin en şiddetlisiydi. Milli bekamız ağır bir saldırıya maruz kalmıştı. Tarihi 'Şark Meselesi' tekrar masaya koyulacaktı. Anadolu karanlığa gömülecek, Türk milleti birbirine düşecek, mütareke yıllarından daha ağır bir manzara karşımıza çıkacaktı. Tarih şuuruyla hareket ettik, milli sorumluluğumuzun gereği neyse onu yaptık. Türk milleti sevdalılarını beka nöbetine çağırmıştı. Bu çağrı Çanakkale’yi geçilmez yapan çağrıydı. Bu çağrı ölürsem şehit, kalırsam gazi inancının tezahürüydü. 7 Ağustos Yenikapı buluşmasının ana çatısı beka hissiyatıydı."

"Hani babadan oğla suç geçmiyordu?"

Nurettin Soyer’in oğlu Tunç Soyer’e yönelik eleştirilerde bulunan Bahçeli, "Tunç Soyer'in hayatı boyunca yediği önünde, yemediği ardındaydı. Bir eli yağda, diğeri baldaydı. Gelin görün ki 12 Eylül’de çarmığa gerilen, gözleri bağlanan, askıda günlerce işkence gören ülküdaşlarımın çocukları yıllarca devlet hizmetine bile alınmadı. Haksız ve hayasız şekilde sabıka kayıtları yıllarca sakıncalı gösterildi. Ne öğretmen olabildiler, ne hakim, ne savcı. Ne polis olabildiler, ne subay, ne bürokrat. Ne işe girebildiler, ne de iş kurabildiler. Hani babadan oğla suç geçmiyordu? Ey zalimler, size gelince geçmeyen, bize gelince kurşun gibi deldi de geçti." diye konuştu.
Devlet Bahçeli, 12 Eylül’ün hemen sonrasında aradıkları ülkücüleri bulamayanların babalarını aldığını, annelerine eziyet ettiklerini, kardeşlerini sorguladıklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Hani babadan oğla suç geçmezdi? Yürekleri varsa konuşsunlar, cesaretleri varsa itiraf etsinler. C-5’te en adi insanlık suçları işlendi. Mamak’ta vicdan rafa kaldırıldı. Malum şahsa sorarım, Ülkücülüğün abinden geçerken bir şey olmuyor da suç babadan oğla geçerken mi sorun çıkıyor? Bu tenakuz değil mi, akıl tutulması değil mi? Suçun babadan oğla geçip geçmediğini 12 Eylül’den sonra Soyer işkencesine uğrayan kahramanlarımıza sorsunlar. Mahşer günü, Nurettin Soyer işkencesinde şehit düşen, sonra da intihar süsü verilen Ülküdaşımız Bekir Bağ’a sorsunlar. Sefa Nar’ı, Dürüst Oktay’ı, Zeki Kaman’ı, elbette Nurettin Soyer’i bir parça insanlığı, biraz vicdanı, biraz da vefası kalmış o günlerin tanıklarına sorsunlar da, zalim kimmiş, cani kimmiş, gaddar kimmiş, barbar kimmiş, işkenceci kimmiş ibreti alem için öğrensinler. Be hey vandallar, masumlara elektrik verip felaketi yaşatırken, mahdumlarınız geziyor, tozuyor, eğleniyor, gül gibi geçinip gidiyordu. Mazlum ülküdaşlarımız tecritte çürümeye girerken, Nurettin Soyer’in oğlu sıcacık yatağına giriyordu. Bu mudur adaletiniz? Bu mudur insanlığınız? Bu mudur sizin adamlığınız?" 

"Gözyaşlarımızı içimize akıttık"

"Zulüm savcısı Nurettin Soyer aralarında Başbuğumuzun da bulunduğu yaklaşık 220 ülküdaşımıza idam cezası isterken, hiç mi dudağı titremedi, hiç mi bu kadarı fazla diyemedi?" diye sorarak, "Biz yıllarca ses çıkarmadık, ne yapalım devlet de bizim, ordu da bizim, kader de bizim dedik. Gözyaşlarımızı içimize akıttık, metanet ve vakarımıza sığındık. Sızlanmadık, şikayet etmedik. Babasıyla gurur duyan Tunç Soyer ismine rıza göstermemizi de hiç kimse beklemesin. Babadan oğla suç geçmez diyenler bilsinler ki, Anadolu’yu fetheden ecdadımızın hesabını bin yıldır Türk milletinden sormaya çalışıyorlar." değerlendirmesinde bulundu.