BRÜKSEL (AA) - SELEN VALENTE - Belçika'da ayrımcılıkla mücadele eden bağımsız eşitlik kurumu Unia'nın sözcüsü Oliviero Aseglio, Müslümanların işe alımdan terfiye kadar çalışma hayatının farklı aşamalarında ayrımcılıkla karşılaştığını belirterek, Müslüman isimlerine sahip adayların iş görüşmesine çağrılma şansının yüzde 10 ila 15 daha düşük olduğunu söyledi.
Anadolu Ajansının (AA) "Avrupa'da ayrımcılık" başlıklı dosya haberinin onuncu bölümünde, Avrupa Birliği (AB) kurumlarına ve NATO karargahına ev sahipliği yapan, Avrupa'nın merkezindeki konumuyla öne çıkan, önemli bir Türk toplumunun da yaşadığı Belçika'da farklı kökenlerden insanların karşılaştığı ayrımcılık ele alındı.
Belçika'da ayrımcılıkla mücadele eden bağımsız eşitlik kurumu Unia'nın sözcüsü Oliviero Aseglio, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "2025'te ırkçılıkla ilgili durumlara ilişkin 2 bin 500 bildirim aldık." dedi.
Aseglio, mevzuatta ırkçılıkla bağlantılı ayrımcılık gerekçelerinin ayrı ayrı tanımlandığını, bunların ırk, ten rengi, etnik veya ulusal köken, özellikle Yahudiler bakımından soy ve vatandaşlık gibi unsurları kapsadığını söyledi.
Başvurular üzerine açılan dosyalara ilişkin Aseglio, "700 farklı dosya açtık, hatta biraz daha fazla. Bu da her gün iki dosya demek. Dosyalarımızın çoğu çalışma hayatıyla ilgili. Belçika'da bu büyük bir sorun, istihdam ve işsizlik. Bunun yanı sıra kamusal alan ve mal ve hizmetlere erişim de var." ifadelerini kullandı.
Bunların insanların ırkçılıkla karşılaştığı üç temel alan olduğunu dile getiren Aseglio, "Ancak durum topluluklara da oldukça bağlı. Farklı topluluklardan, farklı durum ve alanlarla ilgili farklı dosyalar geliyor." diye konuştu.
Bu nedenle yaşananları tanımlamanın her zaman kolay olmadığını belirten Aseglio, "Bazı topluluklar hizmetlerimizden daha uzak. Bizimle hızlı veya kolay biçimde iletişime geçmiyorlar. Bazıları ise bizi çok iyi tanıyor." dedi.
Aseglio, "Sorumlu olduğumuz bütün ayrımcılık gerekçeleri bakımından dosyalarımızın yüzde 31'i ırkçılıkla ilgili. Geri kalanı diğer konulara ilişkin." ifadesini kullandı.
Irkçılık dosyalarının yüzde 26'sı çalışma hayatına ilişkin
Belçika'da Fas, Türk ve Kongolu toplulukların önemli nüfusa sahip olduğuna işaret eden Aseglio, bu toplulukların özellikle çalışma hayatında ırkçılıkla karşılaştığını vurguladı.
Aseglio, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Belçika'da Fas kökenli insanlardan oluşan büyük bir topluluk, büyük bir Türk toplumu ve büyük bir Kongolu topluluk var. Bunlar özellikle çalışma hayatında ırkçılıkla karşılaşıyor. Irkçılıkla ilgili dosyalarımızın yüzde 26'sı çalışma hayatının her aşamasına ilişkin. Ten rengi nedeniyle işe alımda ayrımcılık, meslektaşların tacizi, işten çıkarılma, yani çalışma hayatının bütün aşamaları. Sosyal yaşamda da kamusal alan, toplu taşıma, komşular arasında ve aile içinde karşılaşılan durumlar var."
Mal ve hizmetlere erişimde de ayrımcılık yaşandığına değinen Aseglio, siyahi, Müslüman, Arap, Kuzey Afrikalı veya Türk olduğu gerekçesiyle bir kişiye hizmet vermeyi reddedenlerle ilgili başvurular aldıklarını aktardı.
Aseglio, iş bulmanın ekonomik ve sosyal yaşam üzerindeki etkisine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"En büyük sorun iş bulabilmek. İşiniz yoksa bunun sağladığı yaşam koşullarına da sahip olamıyorsunuz, ekonomik durumunuzu iyileştirme, ailenize yardım etme, iyi bir yaşam kurma imkanınız olmuyor. İnsanlar çoğu zaman çalışma hayatının daha başında, işe alım aşamasında engelleniyor. Farklı yerlerde bazı üniversitelerle testler yaptık. İslami bir isminiz varsa iş görüşmesine çağrılma şansınızın yüzde 10 ila 15 daha düşük olduğunu biliyoruz. Yani işe alımı yapan kişinin karşısına çıkabilme aşamasında bile. Bazı kişiler için terfi imkanları da daha sınırlı."
İş yerlerinde mizah olarak sunulan bazı sözlerin taciz niteliği taşıdığını ifade eden Aseglio, insanların saçları, aileleri ve dinleri üzerinden yapılan şakaların buna örnek olduğunu söyledi.
Aseglio, çalışanların iş yerinde ibadet etmek istemesi gibi durumlarda da sorunlar yaşanabildiğini, bazı iş yerlerinin ibadet için alan sağladığını veya bu konuda açık bir yaklaşım sergilediğini, bazılarının ise daha kapalı olduğunu anlattı.
- Müslümanlara yönelik ayrımcılık farklı kategorilerde kayda geçiyor
Müslümanların karşılaştığı ayrımcılığa ilişkin sayıları belirlemenin kolay olmadığını vurgulayan Aseglio, başvuruların mevzuat gereği farklı kategoriler altında değerlendirildiğini belirtti.
Aseglio, "Müslümanlarla ilgili konuda sayıları elde etmek bazen zor çünkü bunlar kanun gereği farklı kategorilere ayrılıyor. Örneğin başörtüsü takmanın yasak olduğu yerler var. Bazen başörtüsü takmak isteyenlerle ilgili olaylar yaşanıyor ve bu, kanundan değil, iş yeri kurallarından kaynaklanıyor. Bazen de insanların dini kıyafetler dahil istedikleri kıyafetleri giymelerine izin verilen yerler var." dedi.
Bu başvuruların bazen aynı dosyalarda, bazen de üç ayrı kategoride yer aldığını, dolayısıyla toplamı belirlemenin güçleştiğini anlatan Aseglio, 2025'te bu anlamda en az 300 dosyayla karşılaştıklarını dile getirdi.
Aseglio, "İnsanların yabancı olarak değerlendirilen bir ismi olduğunda istihdam oranlarının ve iş görüşmesine çağrılma imkanlarının daha düşük olduğunu görüyoruz." diye konuştu.
"Bu kalıp yargıların hedefleri değişti"
Aseglio, ırkçılığın hedef toplumunun değiştiğine işaret ederek, geçen yüzyılın başında mayın sektöründe çalışmak üzere Belçika'ya gelen İtalyanların hedefte olduğunu belirtti.
Geçmişte gerçek anlamda bir entegrasyon politikası oluşturulmadığını savunan Aseglio, gelen işçilerin daha sonra ülkelerine döneceğinin düşünüldüğünü söyledi.
Aseglio, "Ancak Avrupa mevzuatıyla artık eşinizi geldiğiniz ülkeden getirebiliyorsunuz. Aile kurabiliyorsunuz, bu normal bir insan hakkı. Böylece Belçika'da farklı insanlardan oluşan topluluklar meydana geldi." dedi.
Ülkedeki çeşitliliğin bir zenginlik olduğunu dile getiren Aseglio, şu ifadeleri kullandı:
"Belçika genelinde ama özellikle Brüksel'de farklı topluluklardan, kökenlerden ve dinlerden çok sayıda insan var. Bu bir şehir ve ülke için son derece ilgi çekici ve faydalı ancak örneğin Belçika'daki okullar, şimdiye kadar bunu yeterince ciddiye almadı. Neden birlikte yaşadığımızı, birlikte yaşadığımız bu insanların kim olduğunu ve ortak hikayemizin ne olduğunu anlatmıyor. Bu yalnızca mevcut bir durum gibi ele alınıyor ama aslında bunun bir açıklaması ve hikayesi var. Bunu okullarda anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Televizyonda, gazetelerde ve internette daha fazla farkındalık oluşturmalıyız."
Irkçılıkla mücadele okulda başlamalı
Irkçılığın ne olduğuna ilişkin daha fazla eğitim verilmesi gerektiğinin altını çizen Aseglio, "Birçok kişi ırkçılığın yalnızca komşusunu sevmemek olduğunu düşünüyor. Ancak bu, yüzyıllar boyunca öğrendiğimiz bir ideoloji. Siyahilerin şöyle, Arapların böyle, 'beyazların ise elbette en iyi' olduğunu anlatan çok sayıda metin yazıldı. Yüzyıllardır bununla beslendik." diye konuştu.
Bu bakış açısının halen varlığını koruduğunu ve kullanıldığını ifade eden Aseglio, bunun kırılması gerektiğini vurguladı.
Aseglio, mücadelenin okulda başlaması, hayatın diğer alanlarında ve özellikle çalışma hayatında sürmesi gerektiğini belirterek, kişinin saygı gördüğü, kendisini ait hissettiği bir işe sahip olmasının bağımsızlaşması açısından önem taşıdığını kaydetti.
- Başvuruların artışında kurumun daha fazla tanınması da etkili
Unia'nın daha fazla tanınması gerektiğini belirten Aseglio, kuruma her gün, her hafta ve her yıl çok sayıda başvuru yapıldığını söyledi.
Aseglio, bunun her zaman ayrımcılığın arttığı anlamına gelmediğini, aynı zamanda olumlu bir gelişme olduğunu, toplulukların örgütlenme biçimlerinin de başvuruları etkilediğini dile getirdi.
İnsanların hem Unia'yı tanıması hem de haklarını savunabileceklerini bilmesi gerektiğini ifade eden Aseglio, entegrasyonun iki yönlü bir süreç olduğunu, kişinin topluma katılmaya çalışması kadar toplumun da onu içine almasının önem taşıdığının altını çizdi.
Aseglio, topluma katılım sürecinde insanların haklarının da anlatılması gerektiğini vurgulayarak, "Örneğin ırkçı taciz konusunda birçok kişi bunun kanunen yasak olduğunu bilmiyor. Bunun ne yazık ki hayatlarının bir parçası olacağını düşünüyorlar ancak öyle değil. Çalışma hayatında bu konuda çok açık düzenlemeler var." dedi.
Yanlışlıkla gönderilen e-posta, ayrımcılığın kanıtı oldu
Unia'nın destek verdiği davalardan da bahseden Aseglio, geçen yıl Brüksel çevresinde iş başvurusu yapan bir kadının yaşadığı olayı örnek gösterdi.
Kadının öz geçmişini gönderdiğini ve iş görüşmesine katıldığını aktaran Aseglio, iş yeri içindeki bir e-posta yazışmasının yanlışlıkla kendisine iletildiğini söyledi.
Aseglio, yazışmada adayın çok iyi olduğu ancak "siyahi ve fazla yaşlı" bulunduğunun belirtildiğini, kadının bunun üzerine yaşadığı şokla Unia'ya başvurduğunu anlattı.
E-posta zincirinin kanıt oluşturduğunun altını çizen Aseglio, iş yerinden açıklama istediklerini ancak kendilerine bunun bir hata olduğu ve ekleyecek başka bir şey bulunmadığı yanıtının verildiğini kaydetti.
Aseglio, kadınla birlikte mahkemeye başvurduklarını belirterek, Belçika tarihinde ilk kez yaş ve ten rengi olmak üzere iki ayrı ayrımcılık gerekçesi bakımından aynı davada kazanım elde ettiklerini söyledi.
Kadının hem ırkçılığın hem de yaş ayrımcılığının mağduru olarak tanındığını ve her iki gerekçe bakımından tazminat aldığını ifade eden Aseglio, davanın ülkede oldukça ses getirdiğini, kadının da röportajlar vermeyi kabul ettiğini dile getirdi.
Kongo kökenli oyuncu ve komedyen Cecile Djunga'nın da televizyonda çalışırken çok sayıda ırkçı yoruma maruz kaldığını anlatan Aseglio, televizyon kanalını arayan bazı kişilerin ekranda siyahi bir kadın görmek istemediklerini söylediğini aktardı.
Aseglio, Djunga ile birlikte ırkçı yorumlarda bulunanlara karşı mahkemeye başvurduklarını ve davayı kazandıklarını belirtti.
Dosyaların çoğunda mahkemeye gitmeden çözüm aranıyor
Unia'nın öncelikle taraflar arasında çözüm bulmaya çalıştığını kaydeden Aseglio, "Unia'da genellikle insanlar arasında arabuluculuk yapıyoruz. Mahkemeye gitmeden çözüm bulmaya çalışıyoruz. İnsanları bir araya getiriyor ve bir çözüm arıyoruz. Bazen bu para, bazen özür, bazen de başka bir seçenek oluyor. Bu işe yaramadığında, dosyaların yaklaşık yüzde 1'inde, mecbur kaldığımız için mahkemeye gidiyoruz. Bunlar genellikle oldukça şiddetli vakalar oluyor ve bu vakalarda sıklıkla siyahi insanlar yer alıyor." diye konuştu.
Aseglio, birkaç hafta önce sonuçlanan başka bir dosyanın ise başörtüsü takmak isteyen bir öğrencinin durumuyla ilgili olduğunu söyleyerek, şunları paylaştı:
"Yüksekokulda okuyan genç bir kadın başörtüsü takmak istiyordu. Okulun kuralları bu konuda yeterince açık değildi. Okuldaki bazı kişiler başörtüsü takamayacağını söylüyor bazıları ise kurallarda bunun açık olmadığını ve açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtiyordu. Genç kadın bu süreçte kazanan oldu çünkü artık başörtüsü takma hakkı var. Okulun kurallarını da değiştirerek başörtüsü takılmasına izin verildiğini belirttiler."
Aseglio, açıklık talebinin her zaman aynı sonucu vermediğine de dikkati çekerek, "Bazen bunun tersi oluyor. Bir kişinin bu hakkı istemesi, okulun veya iş yerinin kurallarını daha kısıtlayıcı hale getirmesine yol açabiliyor. 'Birisi bunu istiyor, o halde yasaklayalım' diyebiliyorlar. Dolayısıyla açıklık istemek bazen riskli çünkü tam tersi bir yanıt alabilirsiniz." ifadelerini kullandı.
Türk kökenli siyasetçiler gençler için rol modeli
Belçika'daki Türk toplumuna ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Aseglio, "Belçika'da, özellikle Brüksel'de, siyasette yer alan çok sayıda Türk kökenli insanın bulunması gibi bir şansımız var." dedi.
Türk kökenli kişilerin siyasi temsilinin gençler açısından önem taşıdığını vurgulayan Aseglio, şunları kaydetti:
"Öte yandan yerel, bölgesel ve hatta ülke düzeyinde tanınmış çok sayıda Türk kökenli siyasetçi, Belçikalı Türk gençler için rol modelleri oluşturuyor. Bu gibi başarıların çözümün parçası olduğunu düşünüyorum."


































Yorum Yazın