Küçük bir kasabanın meydanında, yıllardır duran eski ve büyük bir demir heykel vardı.
Kasaba sakinleri heykele her gün bakar, ancak onun sadece paslanmış, şekilsiz bir metal yığınından ibaret olduğunu düşünürlerdi. Belediye başkanı bile meydanı çirkinleştirdiği gerekçesiyle heykeli kaldırmayı planlıyordu.
Bir gün kasabaya genç bir fotoğrafçı geldi. Heykelin etrafında saatlerce dolaştı. Sabahın ilk ışıklarında, yağmurlu öğleden sonralarında ve güneş batarken heykelin fotoğraflarını çekti. Ancak o, herkesin baktığı gibi tam karşıdan bakmıyordu. Bazen yere yatıp gökyüzünü arkasına alarak yukarı doğru çekiyor, bazen metalin üzerindeki pas çatlaklarına iyice yaklaşarak makro çekimler yapıyordu.
Bir hafta sonra fotoğrafçı, kasaba kütüphanesinde küçük bir sergi açtı. Belediye başkanı ve kasabalılar sergiye geldiklerinde gözlerine inanamadılar. Duvarlarda muazzam bir sanat eseri duruyordu. Fotoğraflardan birinde, metalin üzerindeki çatlaklar labirente benzeyen büyüleyici bir nehir yatağı gibi görünüyordu. Bir diğerinde, heykelin ortasındaki boşluktan sızan akşam güneşi, kasaba meydanına sanki mistik bir kapı açmıştı. En etkileyici fotoğrafta ise, aşağıdan yukarıya doğru çekilen heykel, gökyüzüne uzanan devasa bir çınar ağacını andırıyordu.
Belediye başkanı şaşkınlıkla, "Bu harika eseri nereden buldun?" diye sordu, fotoğrafçı gülümsedi ve "Her gün önünden geçtiğiniz, kaldırmayı düşündüğünüz heykel bu," dedi. "Ben yeni bir şey yapmadım, sadece baktığım açıyı değiştirip fotoğrafladım ‘dedi."Kasabalılar o günden sonra heykele her baktıklarında sadece paslı bir demir değil; güneşi, gökyüzünü ve içindeki saklı geometriyi gördüler.
Çünkü bir şeyin değerini belirleyen, onun ne olduğu değil, bizim ona nereden ve nasıl baktığımızdır.
Bakış açısını değiştirmek, beyinde yeni nöral yollar inşa etmek gibidir; kendiliğinden değil, bilinçli pratiklerle gerçekleşir. Bir problemle karşılaştığınızda "Neden bu benim başıma geldi?" yerine "Bu durum bana ne öğretiyor?" veya "Buradaki gizli fırsat ne olabilir?" diye sorun. Ayrıca bir durum hakkında yargıya varmadan önce kendinize şu soruyu sorun:
"Bu bir kesin gerçek mi, yoksa sadece benim bir yorumum mu?"Kendi doğrularınıza bir yabancı gibi dışarıdan bakmaya çalışın. Bir konuya sırasıyla duygusal, mantıksal, iyimser, kötümser gözlüklerle bakmayı deneyin.
Unutmayınız ki, dış dünyadaki şartları her zaman değiştiremeyebiliriz; ancak o şartlara hangi gözlükle bakacağımızı seçmek her zaman bizim elimizdedir. Hayatımızda olan ve başımıza gelen olayların %10'u olayın kendisinden %90'ı ise onlara nasıl tepki verdiğimizden ibarettir"
Unutmayınız ki, hayat, başımıza gelenlerden ziyade, bizim onlara verdiğimiz tepkilerden ibarettir.
Kalın sağlıcakla
Sait ÖZDEMİR
Uzman Psikolojik Danışman




















Yorum Yazın
Facebook Yorum