Yaz geldi, havalar Belçikada olmadığı kadar sıcak bu aralar. Geçenlerde birisiyle sohbet anında 1975 yılında da böyleydi dediği kaldı aklımda. 50 yılda bir mi oluyor, yoksa küresel ısınma artık gerçek yüzünü mü gösteriyor?! İnsan düşünmeden edemiyor. Gerçi şimdiye kadar sıcak olan yerler de tam tersine soğuk ve yağışlı geçiyor. Örneğin Türkiye, Akşehir bu yıl hiç olmadığı kadar soğuk geçiyor dedi annem. Mart ayında ısınıp, nisanda yaz havasına geçen bölgeler serin serin bir yaz yaşamaktalar.
İnceden inceden değişiyor her şey.
İnce demişken, bu yıl bir kaç günlüğüne İnceküm'a geldim. Kum gerçekten ince ve plaj rüya gibiydi. Bu yıl turistler gelmedi, her yer bomboş demişlerdi, ama burası hiç de boş değildi. İğne atsan yere düşmeyecek şeklinde insan kalabalığı vardı. Turizm için güzel tabi. Yerli turist azınlıkta olmakla beraber, en çok Rus, Çeçen, Tatar, Azeri ve Türkmen vardı otelde. Buna çalışanlarda dahil.
Hayatımda ilk defa bu kadar çok rusça konuşuldu bana diyebilirim. Yüz hatlarımda onlarla bir benzerlik olduğunu yıllar önce öğrenmiştim. İlla yılda bir kaç defa rusça konuşan oluyordu bana hep. Ama bu defa adım başı, çalışanından tut, turistlerin kendisi de farklı dilden konuşunca, aklıma geçmişte ailemin sürekli yaptığı şaka gelmedi değil.
Köklerimiz Elazığ olsada, onlar nasıl görünüyor tam olarak bilmiyorum ama, beni aile fertlerine bile benzetmiyorlardı o kesin. Çocukken sarı saçlarımla ve belirgin elmacık kemiklerimden dolayı komşuların hep bu kime benziyor, size hiç benzemiyor dediklerini hatırlıyorum.
Ben nerden geldim, niye benzemiyorum size gibi sorular sorduğumda, sanırsam bir çok çocuk sormuştur bu tarz soruları geçmişte, 'seni çerçi getirdi biz de aldık' derlerdi bizimkiler gülerek!
Çerçi'yi hep merak etmişimdir!
Yıllardır aklıma gelmeyen konu İncekum'da tekrar kendi gündemime oturdu. DNA'mıza nerde ne zaman ne karışmıştı ki yıllarca Ruslar bile kendine benzetiyordu beni?
Konuyu araştırmak istemiştim günün birinde. Fakat anneannemde takılı kalmıştım...
Daha bu kadar yakın tarihimizde doğru düzgün bilgi yokken, geçmişte kim bilir kaç bilinmedik hikayeler vardı buna benzer, hiç yazılmamış, sanki yaşanmamış gibi. Anneannem başka bir köyden gelin gelir, bir sürü aksilik yaşar ve kuma hayatı sürmek zorunda kalır. Doğan çocukları ise eş olduğu kişinin kayıtlı karısının üzerine yazılır. Bu kadın, köyümüzden ne gelmiş, ne geçmiş, ne de doğurmuş görünüyor.
Böyle bir durumda DNA arayışına çıkmak denizde o bir tane kum'u aramak gibi bir şey...
İncekum'un kızgın kumlarında yine hayatı ve geçmişi inceden inceden sorgulamama neden oldu. DNA da tıpkı 50 yılda bir değişkenlik gösteren hava durumu gibi, olmadık yerden olmayan gibi duran bir benzerliği ortaya koyabiliyor.
Ama varsa kaçınılmaz...
Nerkiz Sahin
İnceden


















Yorum Yazın
Facebook Yorum