Millet olarak en güçlü yanlarımızdan biri, zor günlerde tek yürek olabilmemizdir. Acılar bizi bir araya getirir, gözyaşı bizi kardeş yapar. Ne zaman bir felaket yaşansa, dünyanın neresinde olursa olsun, Türk milleti elindeki ekmeği paylaşmayı, yarasını saramadığı insanın yükünü omuzlamayı bilir.
6 Şubat depremleri bunun en acı örneklerinden biri oldu. Binlerce insanımızı toprağa verdik. Şehirlerimiz yıkıldı, yuvalar dağıldı, milyonlarca vatandaşımız hayatını yeniden kurma mücadelesi verdi. O günlerde yalnızca Türkiye değil, dünyanın dört bir yanından yardım eli uzandı. Devletimiz, AFAD'ın koordinasyonunda ve Kızılay başta olmak üzere birçok kurumla seferber oldu. Belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve milyonlarca gönüllü de depremzedelerin yanında yer aldı.
Ancak böylesine büyük acıların yaşandığı dönemlerde, maalesef vicdanları yaralayan gelişmeler de yaşanabiliyor.
Yardım toplamak kutsal bir sorumluluktur. Çünkü o para, zenginin fazlası değil; kimi zaman emeklinin maaşından ayırdığı birkaç lira, kimi zaman bir öğrencinin harçlığından artırdığı küçük bir katkıdır. O bağışların içinde dualar, umutlar ve emanet bilinci vardır.
İşte bu nedenle, yardım adı altında toplanan her kuruşun hesabı millete verilmelidir.
Son dönemlerde bazı yardım kuruluşları hakkında kamuoyuna yansıyan usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları, toplumun güvenini zedelemiştir. Bu iddiaların doğruluğunu elbette bağımsız yargı ortaya koyacaktır. Ancak ortada değişmeyen bir gerçek vardır: Güven kaybolduğunda en büyük zararı ihtiyaç sahipleri görür. İnsanlar bağış yapmaktan çekinir, gerçekten yardım bekleyenler ise bunun bedelini öder.
Bu yüzden yardım yaparken duygularımız kadar aklımızı da kullanmalıyız.
İmkânı olan, yardımını bizzat ihtiyaç sahibine ulaştırsın. Bu mümkün değilse, faaliyetleri şeffaf, denetlenebilir ve güven veren kurumları tercih etsin. Devletin koordinasyonunda çalışan ve hesap verebilir yapılar da bu noktada önemli bir güven unsurudur. Aynı şekilde, yıllardır dürüstlüğüyle güven kazanmış, şeffaf çalışan sivil toplum kuruluşlarının da desteklenmesi toplumsal dayanışmanın güçlenmesine katkı sağlar.
Unutmamalıyız ki her yardım derneğini aynı kefeye koymak doğru değildir. Bu ülkede hiçbir karşılık beklemeden gecesini gündüzüne katan, gönüllülük esasıyla çalışan, mazlumun elinden tutan binlerce hayırsever ve sivil toplum kuruluşu da vardır. Onların emeklerini birkaç kötü örneğin gölgesinde bırakmak da büyük haksızlık olur.
Bizim görevimiz; araştırmak, sorgulamak ve emanetimizi doğru ellere teslim etmektir.
Fitremizi, zekâtımızı, sadakamızı ve kurban bağışlarımızı yaparken sadece duygularımızla değil, vicdanımız ve sorumluluk bilincimizle hareket etmeliyiz. Çünkü verilen her bağış, Allah rızası için uzatılmış bir iyilik elidir. O elin kirletilmesine, istismar edilmesine ve siyasi ya da şahsi çıkar hesaplarına malzeme edilmesine asla göz yumulmamalıdır.
Toplumların gücü sadece ekonomileriyle değil, birbirlerine duydukları güvenle ölçülür. Güveni korumanın yolu ise şeffaflıktan, hesap verebilirlikten ve dürüstlükten geçer.
Yardım emanettir.
Emanete sahip çıkmak ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
Brüksel, 13 Temmuz 2026


















Yorum Yazın
Facebook Yorum