Bir ülke düşünün…
Yıllar önce kapılarını açıyor, “Gelin, çalışın” diyor. İnsanları trenlerle, uçaklarla getiriyor. En ağır işleri onlara veriyor. Madenlerde, fabrikalarda, inşaatlarda…
Sonra aradan 60 yıl geçiyor.
Ve aynı insanlara –ya da onların çocuklarına– dönüp şöyle deniyor:
“Artık yük oldunuz.”
İşte bugün Belçika’da tartıştığımız mesele tam olarak bu.
Kimse kusura bakmasın, bu sadece ekonomik bir kriz hikâyesi değil. Bu, aynı zamanda bir hafıza ve vicdan meselesidir.
Göçmenler bu ülkeye turist olarak gelmedi. Davet edildiler. İhtiyaç olduğu için çağrıldılar. O dönem kimse “entegrasyon” kelimesini ağzına almıyordu. Çünkü mesele basitti: Çalışacak insan lazımdı.
Onlar da çalıştı.
Şart sormadılar. En zor işleri yaptılar. Kötü evlerde yaşadılar. Ayrımcılığa uğradılar. Ama yine de ses çıkarmadan üretmeye devam ettiler. Çünkü umutları vardı: Çocukları daha iyi bir hayat yaşayacaktı.
Peki bugün ne oldu?
Ekonomi daraldı. Kasalar boşalmaya başladı. Ve her zamanki gibi en kolay hedef seçildi: Göçmenler.
İşsizlik hakları tartışmaya açılıyor. Emeklilik zorlaştırılıyor. Sosyal haklar budanıyor. Ve satır aralarında şu mesaj veriliyor:
“İsterseniz geri dönebilirsiniz.”
Bu cümle belki açıkça söylenmiyor ama herkes duyuyor.
Daha da çarpıcı olan şu: Aynı ülkeye gelen herkes aynı muameleyi görmedi, görmüyor. Dün ihtiyaç duyulan iş gücü “değerliydi”, bugün ise “yük” olarak görülüyor. Bu kadar basit.
Bu sadece ekonomik bir refleks mi?
Hayır. Bu aynı zamanda siyasi bir tercih.
Çünkü siyaset zor zamanlarda karakterini gösterir. Gerçek liderlik, krizin faturasını en zayıfa kesmemektir. Ama bugün gördüğümüz tam tersi.
Üstelik sorun sadece ekonomi de değil.
Yerel yönetimler alarm veriyor. Belediyeler açık açık “para yok” diyor. Hizmetler daralıyor. Sistem zorlanıyor. Ama çözüm üretmek yerine, günü kurtaran politikalarla ilerleniyor.
Daha acısı ise siyasetin kalitesi.
Eskiden siyaset birikim işiydi. Bugün ise giderek bir kariyer kapısına dönüşmüş durumda. Koltuk için yapılan, vizyon üretmeyen bir alan hâline geldi. Böyle bir yapıdan uzun vadeli çözüm beklemek ne kadar gerçekçi?
Brüksel’de hükümet kurmanın aylar, hatta yıllar sürmesi tesadüf değil. Bu, sistemin tıkandığının açık göstergesi.
Ama asıl mesele şu:
Bu ülkeye 60 yıl boyunca emek vermiş insanlara daha adil bir yaklaşım geliştirilemez miydi?
Bugün yük olarak görülen o insanlar, bu ülkenin refahının bir parçası değil mi?
Belçika göçle büyüdü. Bu bir gerçek. Ama bugün gelinen noktada, geçmişin emeği ile bugünün politikaları arasında ciddi bir kopukluk var.
Bu nankörlük mü?
Yoksa sistemin çöküşü mü?
Belki ikisi de.
Ama şundan emin olabiliriz:
Bir toplumun gerçek yüzü, en zayıfına nasıl davrandığıyla ortaya çıkar.
Ve bugün görünen tablo, pek de iç açıcı değil.
Halis Kökten-Brüksel

















Yorum Yazın
Facebook Yorum