Zaman bazen sessizce ilerler, bazen de hızını fark ettirmek istercesine içimizden bir şeyleri alıp götürür bizden. Günler, aylar, yıllar… Hepsi birbiriyle yarışır gibi akıp giderken, insan ancak dönüp baktığında ne kadar yol aldığını anlar.
Oysa yaşarken çoğu an sıradan görünür; ta ki bir gün geçmişten bir kapı aralanana kadar.
Yıllar önce gördüğümüz bir yüzle yeniden karşılaşmak, zamanın garip bir oyunu gibidir. On yıl önce bir köşede bırakılmış bir anı, bir anda canlanır. Yüzler değişmiştir belki, saçlara aklar düşmüştür ama bakışlarda tanıdık bir şey hâlâ durur. Bir selam, kısa bir duraksama, ardından gelen o tanıma hissi… Sanki zaman bir anlığına geri sarar. İnsan hem bugünde hem geçmişte olur aynı anda.
Unutulduğunu sandığımız anılar yarışır birbiriyle. Ve bir bakarsınız ki zihninizin derinliklerinde saklı kalmış bir an, tüm canlılığıyla geri dönmüş. O an sadece bir hatıra değildir artık; duygularıyla, sıcaklığıyla yeniden yaşanır. Tekrar yalnız kalınca bir gülüş, bir iç çekiş bırakır ardından.
İstanbul’da geçirilen o gün de tam böyle bir hikâyeydi. Kızım ve tiyatro ekibiyle yapılan bir gezi… Kalabalık sokaklar, tarihi dokunun içinde kaybolan adımlar, paylaşılan kahkahalar…
Ve dün bir kutlamada, hiç beklenmeyen bir anda, aynı masada buluşulan ve ilk bakışta yabancı insanlar. Bir tesadüf gibi görünen o an, aslında hayatın ince dokunuşlarından biridir. Tanımadığınız insanlarla kurulan o kısa bağ, bazen yıllardır tanıyormuş hissi verir. Konuştukça aslında tanıştığın çıkar ortaya ve canlandıkça canlanır anılar. En ufak ayrıntıyı dün gibi hatırlarsın bir anda.
Belki de hayatın en güzel yanı budur: Planlanmamış karşılaşmalar, beklenmedik anlar ve geçmişle bugünü birbirine bağlayan görünmez ipler… Zaman akıp gitse de, bazı anlar kendi yerini korur. Yad edersin özlediğini bile unuttuğun geçmişi. Ve insan, o anların içinde kendini yeniden bulur.
Nerkiz Şahin
Sessiz ilerlemek


















Yorum Yazın
Facebook Yorum